Yaşam Türk bilim insanı "ölümsüzlük kapısını" araladı

Türk bilim insanı “ölümsüzlük kapısını” araladı

Üç boyutlu yazıcıdan yapay organ üretme yolunda hızla ilerleyen Ali Ertürk kanserle mücadelede bir devrim yaptı ve organ naklinde bilim dünyasında atılan adımların tümünü tek bir hamle ile solladı

Almanya’daki tam 12 farklı ülkeden gelen 15 kişilik araştırma ekibi ile birlikte ölümsüzlüğün kapısını aralayan Türk bilimadamı Dr. Ali Ertürk, 12 yaşında babasını kaybetmiş. Sakarya Karasulu Ertürk’ü, ev hanımı annesi yetiştirmiş.

Bilime merak sarmasında ise o meşhur “Dolly” etkili olmuş. Buster değil, ilk klonlanan canlı, “kuzu Dolly”!

Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü mezunu olan 38 yaşındaki Türk bilimadamı Dr. Ali Ertürk’ün geliştirdiği yöntemler organ bağışını ve kanseri tarihe gömeceğe benziyor. Kalbi bile çıkarıp gelecekte yerine yapay kalp takabileceklerini müjdeleyen nörobiyolojinin belki de en dâhi isimlerinden Dr. Ali Ertürk, Ludwig Maximilian Üniversitesi Beyin Felci ve Demans Enstitüsü’nde Araştırma Grubu Müdürü. Sadece Almanya’da değil uluslararası alanda da bilim dünyasının bir anda dikkatlerini üzerine çeken Dr. Ali Ertürk ve ekibi, geliştirdiği teknolojilerle organların detaylı haritalarını çıkarıyor, üç boyutlu (3D) yazıcılarla yapay organ prototipleri hazırlıyor.

Tıp dünyasında yepyeni ufukların açılmasına neden olan söz konusu araştırma ile Dr. Ali Ertürk yakın gelecekte yapay organ fabrikalarının yaygın hale geçeceğini, vücut tarlalarının oluşturulacağını, evlerde kişiye özel yapay organ buzluklarının yer alabileceğini de söylüyor.

Şu ana kadar beyin hariç vücuttaki tüm organların yapay olarak oluşturulabileceğini vurgulayan Ali Ertürk “Beyini de hallettiğimizde ölümsüzlüğe adım atmış oluruz dersek abartmamış oluruz” diyor.

Almanya’nın Münih kentinde biyolog eşi Caroline ve 4 yaşındaki oğlu Kilian Batu ile birlikte yaşayan Dr. Ali Ertürk, 1 Temmuz’dan itibaren saygın ve devasa bütçeye sahip Neuherberg’deki Helmholtz Merkezi’nde Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp Enstitüsü’nü kurmak üzere göreve başlıyor.

Bilimkurgu film tadındaki söyleşide çok yakın gelecekte insanlığın birçok hastalığı yenmesindeki etkili yöntemlerin yaratıcısı olarak karşımıza çıkacak olan Dr. Ali Ertürk ile bilim alanındaki yeniliklerin yanı sıra Türkiye’den beyin göçü, Almanya’daki ayrımcılık, Avrupa’daki Türk toplumunun eğitim durumu ve Türkiye’deki bilim çalışmaları hakkında sohbet ettik:

ORGANLARI ŞEFFAFLAŞTIRIP HARİTASINI ÇIKARIYOR

– Geliştirdiğiniz teknolojilerle organların detaylı haritalarını çıkarıyorsunuz. Bunu nasıl yapıyorsunuz?

ALİ ERTÜRK – Vücudunu bilime bağışlayanların organları üzerinde çalıştık. Kimyasal işlemlerle organları şeffaflaştırıyoruz. Vücudumuzdaki organlar şeffaf değil çünkü. Güneş ışığı dokular içinden geçemiyor. Kimyasalları kullanarak dokuları değiştirerek şeffaflaştırıyoruz. Böylece ışık, sağa sola sapmadan dokuların içinden geçebiliyor.

Akciğerin kırmızı sarı rengi vardır. Bizim geliştirdiğimiz teknolojilerle işte o kırmızı sarı renkteki akciğer şeffaf, cam gibi ya da su gibi bir görünüme dönüşüyor. Örneğin böbrek kırmızıdır. Uyguladığımız işlemlerle böbrek cam gibi şeffaf oluyor. Böylece yüksek çözünürlüklü görüntüler elde edebiliyoruz. Yüksek teknolojiyle lazer mikroskobuyla şeffaf organların çok boyutlu haritalarını çıkarıyoruz.

İNSAN DOKULARI ÜZERİNDE DE ÇALIŞIYOR

– Bunu şu anda insanlar üzerinde de başarabiliyor musunuz?

ALİ ERTÜRK – Önceden yapılması düşünülemeyecek teknolojiler geliştirdik. Amerikan bilimkurgu filmlerine doğru gidiyoruz. Önümüzdeki yıllarda sonuçlar verecek.

Görüntüleme, kanserle ya da sinir hastalıklarıyla alakalı görüntülemeler, dokuları, hayvanları tek hücre seviyesinde görmek için araştırmalara başladık. Bu çalışmalar sonunda yeni teknolojiler ürettik. Bu teknolojiler sayesinde yapay organ üretmeye yöneldik.

Ve evet, görüntüleme teknikleri geliştirirken hayvan dokularında yaparken bir iki sene önce insan üzerinde yapmaya da başladık.

“BİZDEN ÖNCEKİLERİN ELİNDE HARİTA YOKTU”

– 3D biyolojik yazıcıdan yapay organ üretmek aklınızda yoktu öyle mi?

ALİ ERTÜRK – İşte tüm bu teknolojileri geliştirdikten ve organların haritalarını çıkardıktan sonra “Ne işe yarar?” dedik. Organ üretmeyle alakalı çalışmalar aklıma geldi. 3D biyolojik yazıcılar aklıma geldi. Hücreli olanların da içine konulduğundan haberim vardı. Ancak en çok yapılan bugüne dek sadece deri olmuş. Çok ilerlememiş bir yöntem. İlerlememesinin sebeplerinden en büyüğü de detaylı organ haritalarına sahip olmamalarıydı. Yazıcılar bir kopya makinesi. Biz haritayı veriyoruz, o da üretiyor. Bizden öncekilerin üretememelerinin nedeni, ellerinde bu haritaların olmamasıydı. Bizim geliştirdiğimiz teknolojilerle hücreler, damarlar, dokular nerede her şeyi görebiliyoruz. İnsan organı gibi kompleks yapıları tek hücre seviyesine kadar görebiliyoruz. Bu da kanserli hücreleri oluşmaya başladıkları andan itibaren tespit etmemizi sağlıyor. Kanser hastaları için büyük bir umut ışığı diyebiliriz.

KİŞİYE ÖZEL YAPAY ORGAN

– Organ naklinde dokunun uyumlu olması şartı var. Bunun üstesinden siz nasıl geliyorsunuz?

ALİ ERTÜRK – Önce dokuyu yapmak gerekiyor. Yapay organ verilecek kişiden hücre alıp onları kullanmak gerekiyor. Kök hücre teknolojisi çok ilerledi. Derisinden parça alıp insanın bütün organlarını yapabiliyoruz. Böbrek hücrelerini yazıcıda kullanacağız. Doku örneği alıp çoğaltıp sonra da o hücreleri kullanarak yapay böbrek oluşturacağız. Birçok organ için aynı yolu izleyeceğiz.

– Almanya’da yaklaşık 10 bin kişi organ nakli için sırada bekliyor. Bunun 7 binden fazlası ise böbrek bekliyor. Yapay organ nakli ile bekleme süresi aşılmış mı oluyor?

ALİ ERTÜRK – Kesinlikle. Böbrek kanı filtre eden bir organdır. Diyaliz makinası da aynı işlevi görür, ancak 2 metrelik bir alet. Bizim üreteceğimiz yapay böbrek aynı fonksiyonu görüyor. Gerçek insan böbreği ile diyaliz makinası arasında bir şey yapıyoruz. Yani diyaliz makinasının insanın içine koyulabilecek halini hedefliyoruz. Bunu başardıktan sonra tıpla ilgili her şey değişir. Yüz binlerce organ bekleyen insan var. Son noktayı koyduktan sonra bütün dünyaya sunabiliriz.

BÖBREK, KALP, PANKREAS, MİDE HATTA DİŞ BİLE…

– Bu ne kadar zaman alır?

ALİ ERTÜRK – Sanırım hepimiz bu adıma tanık olabileceğiz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yapay insan organları üretip ardından yine birkaç sene sonra da yapay organ nakline geçebileceğimizi sanıyorum. Yapay böbrek naklinin yanı sıra pankreas, kalp, mide gibi yapay organları üzerinde çalışıyoruz. Hatta diş üzerinde bile.

HERKESİN EVİNDEKİ BUZLUKLARDA YAPAY ORGANLARI OLACAK

– Organ bağışı devri sona erecek diyebilir miyiz?

ALİ ERTÜRK – Evet ve çok daha fazlası olacak. Birincisi gelecekte yapay insan organları üreten fabrikalar olacak. Bunu umarım bizim dönemimizde yapabiliriz. İkincisi insanların yapay organlarını önceden yapıp dondurma dönemi de başlayacak. Herkes organlarını yedekleyip dondurulabilecek ve trafik kazası, organ yetmezliği gibi olaylarda kullanabilecek. Üçüncüsü vücut tarlaları kurulacak.

“BEYİN NAKLİ YAPTIĞIMIZDA ÖLÜMSÜZLÜK GARANTİ”

– Bu sohbet gerçekten de bilimkurgu filmi sahnesi gibi oldu. Ölümsüzlüğe kapıyı araladığınızı söylersek çok mu iddialı olur?

ALİ ERTÜRK – Tüm bunlara gerçekleşmesi çok mümkün olan bir vizyon diyebilirim. Ölümsüzlüğe giden yoldayız; bu, doğru. Hayati organları tek tek değiştirmeye başlayabiliriz. Beyin haricindeki bütün organları değiştirebiliriz. İleride beyin nakli olabilir mi, henüz bilemiyorum. Bu da tıbbın en son noktası olacak. Beyin nakli yaptığınızda ölümsüzlük garanti. Belki insan vücudu yaratıp yeni beyni içine koyabileceğiz.

– Türkiye sizi takip ediyor mu?

ALİ ERTÜRK – Bilkent’le de görüşmelerimiz oldu. Konuşmaya davet edildim. Türkiye’de bu tür çalışmalar ise henüz çok yok. Üzülerek söylüyorum ki, araştırma seviyesi bu kadar yüksek değil. Burada ise çok yüksek bütçeler mevcut. Milyon avrolar konuşuluyor burada sadece benim grubum için. Tabii ki eğer böyle bir hayali gerçekleştirebilirsek, çalışmalarımızın ekonomiye katkısı milyar avrolar olacak.

“SİLAHA DEĞİL BİLİME YATIRIM ŞART”

– Almanya’da dev boyutlardaki bütçelerle araştırma yapan Türkiye kökenli bir biliminsanı olarak ülkemizin akademisyenlere ve bilime yönelik duruşu için neler söyleyeceksiniz?

ALİ ERTÜRK – Türkiye’de gelişmiş ülkelerin tersine eğitime, bilime değil de başka şeylere yatırım var. Paranın yatırılması gereken alan eğitim, bilim ve araştırmalar olmalı oysa. Silah endüstrisine para yatırmak ise bir anlamda parayı gömmek gibi bir şey.

Yapay zekâ o kadar güçlü ki, adamlar bilgisayarla her şeyi zaten kontrol ediyor. Akıllıca politika yapanlar bilime para yatırıyor. Türkiye yüzünü bilime dönmeli ve bu alanda ciddi yatırımlar yapmalı. Ayrıca biliminsanı bağımsız ve özgür olabilmeli. Ne dini, ne geçmişi, neci olduğu vs. hiç önemli değil. Amerika’nın yaptığı en önemli şeylerden biri, işte bu.

“BEYİN GÖÇÜ TÜRKİYE ADINA BÜYÜK KAYIP”

Bakın bana. Ben Türkiye kökenli biri olarak Almanya’da çok yüksek pozisyonlara geliyorum. Tüm kapıları açıyorlar. Ekibim ise Alman, Türk, Çin, İtalyan, Hırvatistan, Bosna, Hindistan, Slovenya, Bulgaristan, Macaristan, Şili, Avusturya kökenlilerden oluşuyor. Türkiye için beyin göçü ülkemiz adına büyük kayıp. Bunun derinden sarsan sonuçlarını ileride hep beraber göreceğiz. Öte yandan Avrupa’daki Türk toplumunun da eğitime ve bilime saygı duyması gerekiyor. Dünyada bir şeyler değişecekse eğitim ve bilimle değişecek. Bunun bir alternatifi yok. Hayatımızı ileri götürecek başka bir şey yok. Peşinden koşup destek çıkmak gerekiyor. Ailelerin eğitime önem vermesi gerekiyor.

“BEN DE AYRIMCILIĞA UĞRADIM”

– Almanya’da tırmanan ırkçılık sizi tedirgin ediyor mu? Ayrımcılığa hiç uğradınız mı örneğin?

ALİ ERTÜRK – Ayrımcılıkla karşılaştım ama nispeten basit şekilde. Bilim dünyasında da Alman Alman’ı tercih ediyor. Almanlara karşı tercih edilebilmeniz için daha başarılı olmanız gerekiyor. Aynı seviyede başarılıysan Alman’ı seçiyor. Helmholz’da yani 1 Temmuz’da gideceğim merkez ise dünyaya açık vizyona sahip. Irkçılığın yükseldiği her yerde olan aynı şey aslında: Eğitim seviyesi düşük olanları korkutup oylarını almak.

– Bilimadamı olarak yolunuz Almanya’ya nasıl düştü?

ALİ ERTÜRK – Türkiye’de Bilkent’i bitirdikten sonra doktora yapmak üzere Münih’e gelmiştim. O dönemde Bilkent’te öğrenciyken Amerika’ya Yale ve Harvard üniversitelerine staj için gitmiştim. İlgi alanımdaki konulara bakarken ve araştırırken Münih’teki Max Planck’a denk geldim. 2003 yılında Max Planck Nörobiyoloji Enstitüsü’ne geldim ve 5 yıl kaldım. Doktora sonrası ise ABD’ye, San Francisco’ya gittim. 2014’e dek orada görev aldım. Genentech adlı biyoteknoloji kuruluşunda araştırmalar yaptım. Beyin üzerinde tabii. Dünyanın en iyi biyoteknoloji merkeziydi.

Farma şirketlerinden farkı şöyle: Farma endüstrisinde büyük şirketlerde çok araştırma yok. İlaç bulma üzerine yoğunlaşıyorlar. Kansere karşı ilaç bulabilmek için hücre üzerine binlerce kimyasal uyguluyorlar. Bu yöntem çok etkili değil. Biyoteknoloji şirketleri ise çok yönlü araştırmaya önem veren şirketler. Akademik çalışmalar buralarda nasıl yapılır, onu öğrenebiliyorsunuz. İşte bunu öğrenmek için Genentech’e gittim. Laboratuvarda çalışırken, temel bilimlerden ilaç yapımına nasıl gidilir bunu öğrendim örneğin. Almanya’ya dönünce 2015’te kendi laboratuvarımı kurdum. Ve o günden beri de ekibimle araştırmalara devam ediyoruz.

“HER ŞEY İLK KLON DOLLY İLE BAŞLADI”

– Sakarya Karasu’da yaşarken de bilime merakınız var mıydı? Bilimsel araştırmalara sizi kim yönlendirdi?

ALİ ERTÜRK – Annem ev hanımı. Babamı ise 12 yaşında kaybettim. Beni yönlendirenler vardı elbette. Akrabalarım. İlkokul öğretmenim örneğin. Üniversitede ise profesörlerimin büyük teşvikini gördüm. 1998’de üniversiteye girdim. O dönemde Dolly diye bir kuzu vardı. İlk kez klonlanan bir canlıydı. İşte tüm bunlara ilk kez Dolly’nin hikayesi ile merak duymaya başladım.

– Büyük buluşların eşiğindesiniz. Dünyaya, bilime, tıbba yön verecek, kritik bir adımı atıyorsunuz. Üzerinizdeki bu baskıyla nasıl başa çıkabiliyorsunuz?

ALİ ERTÜRK – Fotoğraf sanatı ile uğraşıyorum. Sergilerim oluyor. Haftada 4 ya da 5 gün ise spor yapıyorum. Her gün laboratuvarda araştırmaya başlamadan önce 10 dakika meditasyon yapıyorum. Kitap okumayı çok seviyorum. Şu sıralar sadece İngilizce kitap okuyorum. Geçen yıl 90 kitap okudum. Tarihten sanata, bilimden birçok başka alana kadar. Bunların vizyon geliştirmemde katkısı çok. İnsanlarla iletişim kurmak kendimi geliştirmek için kitap okuyorum. Dört yaşındaki oğlum Kilian Batu ile her gün birkaç saat geçiriyorum. Çocuk yuvasına götürüyorum. Hafta sonları beraber takılıyoruz.

Netflix’de ise Blackmirror izliyorum şu sıralar.

IŞIN TOYMAZ – MÜNİH

Popüler Haberler

500 bin için başvurdular, Stuttgart “5 bin kişi” dedi: Kim bu “korona yasağı“ karşıtları?

Almanya’da mart ayından bu yana süren ve gittikçe büyüyen korona protestoları adeta tsunamiye dönüştü. Stuttgart’ta cumartesi günü 500 bin kişi sokağa çıkmaya hazırlanıyordu. Saatler kala Stuttgart Belediyesi salgın tedbirleri çerçevesinde  “500 bin değil 5 bin” dedi. Gösterinin organizatörleri dava açtı.

Almanya’nın Türkçe radyosu artık 20 yaşında bir genç

BERLİN  Fotoğraflar: Mesut HASTÜRK Artık 20 yaşında bir genç olarak bakılan ve 24 saat Türkçe yayın yapan Federal Almanya’nın en etkili radyosu Metropol FM, zorlu bir...

Maske yok, test yok: Almanya’da Türk inşaat işçileri koronaya yakalandı

Salgın döneminde “Stuttgart 21” şantiyelerinde çalışan ve Türkiye’den getirilen 6 inşaat işçisinin koronavirüse yakalandığı haberi Almanya’da ortalığı karıştırdı. Türk inşaat firması ERFA bünyesinde çalışan 6 Türk işçide koronovirüsü tespit edilirken, ikisi hastaneye kaldırıldı. 4’ü ise barınma yerlerinde iki hafta tutulacak.

Avukat İlke Çakar uyardı: “Türkiye’den emeklilikte zam öncesi son 2 gün“

Türk hukukçu ve sosyal güvenlik alanında uzman avukat İlke Çakar, Avrupalı Türklere seslenerek “Türkiye’den emeklilikte zam öncesi son 2 gün fırsatını değerlendirin” dedi.

Sosyal medyada bu karikatür dolaşıyor: “Atatürk ayakkabılı Erdoğan”

Almanya’da Twitter, WhatsApp ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden, ayağına bol gelen Atatürk ayakkabıları ile aynaya bakan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karikatürü dolaşıyor.

Tüm Haberler

Alman milliyetçilerin işçi sınıfından destek alma hesapları: Sağ popülistler sendika binasını işgal etti

Sağcı eylemcilerin Alman Sendikalar Birliği sendika işgali, yeni soru işaretlerine neden oldu. Polis binaya izinsiz giren 5 milliyetçi eylemciyi itfaiye ekiplerinin yardımı ile aşağıya indirdi ve gözaltına aldı.
dd

Avusturya fena karıştı: “Büyükelçi Ozan Ceyhun Hıristiyanları aşağıladı” iddiası

Avusturya Büyükelçisi Ozan Ceyhun'un AKP destekli Ramazan toplantısında Hıristiyan ve Avusturya değerlerini rencide edici ifadelere yer verdiği iddiası Viyana'ya bir bomba gibi düştü. Açıklama için Uyum Bakanlığına davet edilen “eski solcu” Ceyhun, “Yanlış anlaşıldım” derken, konuşmanın videosunda yer alan ifadelerin kuşkuya yer bırakmadığı ileri sürüldü. 
dd

“Merkel farkı”: Almanya’nın koronavirüsle mücadelesinde kadınca yaklaşım etkili olmuş

Federal Almanya, uluslararası değerlendirmelere göre, koronavirüsle mücadelede başarılı ülkeler arasında yer alıyor. Berlin eyalet milletvekili Emine Demirbüken-Wegner bu başarının “bir kadın farkı” olarak görülmesini önerdi.
dd

AB’nin geleceği: İngilizlere göre Avrupa yeniden nasıl şekilleniyor?

Pandeminin, Avrupa Birliği’ni çözülmeye götürebileceğine dair bir  analiz İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlandı. Çözülmenin  birden fazla adımdan oluşacağına dikkat çekilen değerlendirmede, Avrupa Birliği’nin yıkıcı darbeler alacağı belirtiliyor.  
dd

Stuttgart Başkonsolosu Öner: “Gençlerimiz 19 Mayıs ruhuyla her iki topluma da yarar sağlayacak”

Esslingen Nürtingen ve Çevresi Türk Okul Aile Birlikleri Derneği (Toab Ess/Nür) “19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” kutlamaları çerçevesinde dijital şölene damgasını vurdu.
dd

Almanya’nın dört bir köşesinde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okudular

Almanya’daki Türkiye kökenli gençler ülkenin dört bir yanında çektikleri videolarla özel bir 19 Mayıs kutlaması gerçekleştirdiler.
dd

Kabare ustası Muhsin Omurca: “Korona çağının ‘en komiği’ sağ popülistler”

Muhsin Omurca korona yasağı karşıtlarına  seslendi: “Koronanın ‘en komiği’ sağ popülistler ve komplo teoriciler. Ne kadar komik olduklarını bilseler bu işten iyi para kazanırlardı”
dd

Stuttgart korona gösterilerinin kalesine dönüştü: Polis ceza yağdırdı

Almanya'da kentlerde düzenlenen korona önlemlerini protesto gösterileri bir kez daha sağ popülistlerin ve komplo teoricilerin şovuna dönüştü. Haftalardır korona yasağı karşıtlarının eylemlerine sahne olan Stuttgart adeta salgın gösterilerinin kalesi durumunda. Polis kurallara uymayan eylemcilere ceza yağdırdı.
dd