Kültür Hüsnü Atasoy ve fotoğraf sanatı: Gerçek hazine dünyanın sokaklarında (2)

Hüsnü Atasoy ve fotoğraf sanatı: Gerçek hazine dünyanın sokaklarında (2)

Adanmışlık! Evet, budur fotoğrafçıyı anlatan sözcük: Adanmışlık! Kendini fotoğrafa adamıştır fotoğrafçı. Fotoğrafa adanmışlık sadece elde kamera gün boyu sokaklarda dolanmaktan ibaret değildir bana göre. Fotoğrafını izlenir kılan altyapı donanımı için kendini geliştirebilmeli, yatırım yapmalı beyninin, yüreğinin içine.”

Çalışmalarını son dönemde Amsterdam’da sürdüren fotoğraf sanatçımız Hüsnü Atasoy’a göre, bir fotoğraf sanatçısının asıl hazinesi dünyanın sokakları. Dışımızdaki acımasız gerçeklikte, yeterince “sanatsal malzeme” var.

– Dünyanın öteki yanına geçelim: Fotoğraf, bugün sizin gerçekten iyi bildiğiniz “başka ve çok yoksul dünyada” neyi temsil edebilir? Neleri saptayabilir? Nasıl bir rolü veya etkisi olabilir o büyük çaresizlik içinde?

HÜSNÜ ATASOY – Dünyanın neresine geçersek geçelim başkalık ve yoksulluk karşımıza köşe başını dönünce çıkıveriyor karşımıza. Klasik söylemle şöyle diyebiliriz: Kuzeye göre güney yarımküreye geçtiğimizde yoksulluk daha bir açıktan görünür oluyor. Bütün gerçekliği ile önümüze dökülüyor.

İlk yurtdışı yolculuğumu 2005 yılında ve bir yıl sonra tekrar Batı Afrika ülkeleri olan Benin, Nijer, Burkina Faso, Togo, Gana ve Maliʼye yapmıştım. O coğrafyada yaşayanlara göre biz kuzeyde yaşayanlar görece daha iyi durumdaymışız görüntüsü ile yüz yüze geldim.

Gerçekten biz daha iyi durumda mıydık?

Fotoğraflara bakınca sanki öyle görünüyordu. Ama her ülkenin içindeki duruma göre bakınca yoksulluk her ülke için geçerliydi ve nüfusa göre dağılımı farklıydı sadece. Nedenlerini çokça sayabileceğimiz etkenlerden dolayı Afrika ülkeleri yoksulluğun gerçek yüzünü görebileceğimiz bir coğrafya.


Hindistanʼa yerleşmeme daha altı yıl vardı ve daha oradaki yoksulluğu bilmiyordum. Orası, yani Hindistan, doğrusu bambaşka bir konuşma konusu.

Afrika üzerinden devam edeyim: Medeniyetin dünyaya yayıldığı topraklarda emperyalizm acımasız kıyım yapmış ve halen örtülü olarak bu durum devam ediyor oralarda. Sokaklarda fotoğraf için değil, önce tanımak ve anlamak amacıyla dolaşırken, ki bir fotoğrafçının yapması gereken budur, bazı anları fotoğraflama konusunda ciddi kaygılı anlar yaşadım ve çoğunu çekmedim gördüklerimin.

Bunun ne anlama geldiğini düşündüğümüzde, ortaya “fotoğrafçı ahlakı” dediğimiz konu çıkar. Avına acımasız saldıran köpekbalığı gibi olmamak gereklidir bazen. İnsanların bazı durum ve halleri vardır ki, onu görmüş olmanız yeterince yara açar içinizde ve bu durumun herkesçe görülmesinin kimseye yararı yoktur. Duygu sömürüsü tuzağına girer bu kurala uymayan ve kendini eğitmeyen insan.

Onun için, her şeyi çekmem gerekmiyordu; bazıları sadece bende kalmalı, diye düşündüm.

Bizlerden önce o toprakları belgeleyen ustalar da, sanıyorum, bizlere gösterdiklerinin çok daha fazlasını çekmeyerek kendi bellek depolarına sakladılar.

Bizler, hayatın daha doğrusu yaşamın, yaşadığımız çağın tanıklarıyız. Hayata dair her şey kameramızın görüş açısındadır ve tanıklığımızı insanlar ile paylaşırız. Fotoğraflarımızı insanlarla paylaşırken “Bakın, ben nerelere gittim, neler gördüm ve çektim” diye şişinmeyiz. Bunu yeni nesil gezi fotoğrafçılarına bırakıyoruz. Onlar diledikleri gibi övünebilirler işleriyle!

O gösterdiğimiz fotoğraflardaki hayatlara çare olmak için değil, o zor hayatların hayal ettiğimiz yaşanabilir hayatlar olmasına çare üretecek, el verecek olanlara, yani insanlığa görsel bir rapor sunarız. Dünyanın görsel hafıza deposu, bahsettiğimiz fotoğraflarla dolu ve insanlığın o görüntüleri nasıl değişime döndürebileceğini takip ediyoruz.

Ancak , karar vericiler bu görsellerin hikâyelerine pek aldırış etmiyor ve sömürü sürdükçe aldırış edecekleri de yok!

FOTOĞRAFÇI İLE FOTOĞRAF MERAKLISI

– Uzun yıllar Uzakdoğuʼda yaşadınız. O dünya bir fotoğraf için neler saklıyor veya neleri ifşa ediyor? Burada siz neyi fotoğraflayabiliyorsunuz? Sefaleti mi, yoksa o kaotik yoksulluğun içinde gizli kalmış umutları mı?

HÜSNÜ ATASOY – Dünya bana artık orta halli bir şehir gibi geliyor bu çağda. Çekilmedik, görülmedik pek bir yeri kalmadı. Eline kamera alan, hatta kameraya da gerek yok, eline orta hallice bir telefon alan, bu bahsedilen ülkelerde bir süre dolaştıktan sonra (ki artık “sonra” da yok, “anında/anlık” yayın var, sanal âlem sağ olsun), ortalığı fotoğraf cehennemine çeviriyor günümüzde.

Ama insan hikâyelerinin sonu gelmez ve esas onlar çekilmeyi, gösterilmeyi bekliyor. Fotoğrafçı için zor olan, şu: Acaba herkesin dolaştığı topraklardan ne ayıklayıp sunacak fotoğraf bekleyen insanlara?

Fotoğraf beklenir bazı insanlardan. Fotoğrafçıları zora sokan bir durum gibi görünür bu. Baskı altında oldukları hissi uyandırır bu ifade! Burada durup, bir şeyi açığa kavuşturmakta yarar var: Fotoğrafçı ile fotoğraf meraklısı arasındaki ciddi farkı bilmek gerekir.


Adanmışlık! Evet, budur fotoğrafçıyı anlatan sözcük: Adanmışlık! Kendini fotoğrafa adamıştır fotoğrafçı. Fotoğrafa adanmışlık sadece elde kamera gün boyu sokaklarda dolanmaktan ibaret değildir bana göre. Fotoğrafını izlenir kılan altyapı donanımı için kendini geliştirebilmeli, yatırım yapmalı beyninin, yüreğinin içine.

Yıllar alan ve hiç bitmeyen bir yatırımdır bu. Geliştikçe fotoğrafı başkalaşır, ileriye sıçrar ve farkı ortaya çıkar. Dünyanın tüm coğrafyalarında dolaşırken var olan zenginliğin de, yoksulluğun da, sefaletin de arka yüzünü böyle görebiliriz. Diğer türlüsü, yani “Gittim, gördüm, çektim!” kafasıyla, ortaya, olsa olsa “sade suya tirit”, suya sabuna dokunmayan görseller çıkar.

– Zenginlerin ve zenginliğin fotoğrafı olabilir mi? Olursa nasıl olur ve siz bunu nasıl değerlendirmeyi düşünürsünüz?

HÜSNÜ ATASOY – Fotoğrafçının dünyaya bakışı ve yorumlayışına göre akla gelebilen her oluşum fotoğrafçının ve fotoğrafın ilgi alanındadır. Elbette yoksulluk kadar zenginlik de bir olgu ve bu, bilinmeyen bir şey değil. Hele günümüzde, artık dünya üzerindeki herkes her şeyden haberdar.

Her sosyal sınıfın kendi yaşam biçimine göre dünya üzerinde bir konumlanışı var. Bu sosyal katmanlar arasında gezinen fotoğrafçının yorumlayışı ve kitlelere o sınıfların yaşam biçiminden notlar aktarma biçimi önemli. Yaşadığım farklı ülkelerde ve Türkiyeʼde bütün bu sosyal sınıfların aralarında dolaşma olanağım oldu ve durumlarını kendi görüşüme göre fotoğraflarıma yansıttım.

SOKAKLAR ANA MALZEME

– Sokak fotoğrafçısı, Avrupaʼnın zengin mutfağı sayılan Almanya-Avusturya hattındaki sokaklarda nelerin peşinde olmalı sizce? Bu “semirmiş” dünyadan çekilecek fotoğrafların insanlar üzerindeki etkisi ne olabilir?

HÜSNÜ ATASOY – Sokak fotoğrafçısı dünyanın neresinde dolaşırsa dolaşsın hayatın içinde olur ve akıp giden zamanın içinden çekip çıkardığı anların tam ortasındadır. Bir şeyin peşinde olması gerekmez. Sokaklar ona her şeyi sunar: Zenginliği, yoksulluğu, acıyı, sevinci, aşkı, kavgayı, savaşmayı ve çabalamayı mutlaka görür bir şekilde fotoğrafçı.

Yaşlı kıta Avrupaʼnın semirmiş hallerinden insanlara anlatacak çok hikâye vardır ve fotoğrafçı bu hikâyenin görsel tanığı olarak sahnede pek görülmeden yerini alır. Bakış açısını doğru yakalayabilen fotoğrafçının görsel gücünün insanlar üzerinde muhakkak ki büyük etkisi vardır. İş, bunu doğru zamanda ve doğru mecrada kitlelere sunabilmekte…

– Nasıl sunulmalı sorusuna geldik: Türkiye ve Almanyaʼda sergiler açıp kitaplar yayımlamayı düşünüyor musunuz? Sergiler ve kitaplar, fotoğrafçılıkta önemli mi ve bu, nasıl bir önem sizce?

HÜSNÜ ATASOY – Fotoğrafçının, ürettiği işlerinin kitlelerle paylaşması elbette ki nihai hedefidir. Ancak günümüzde bu paylaşımın bambaşka türleri de ortaya çıkmış durumda. İnternetin bunca yaygınlaşması, dijital teknolojinin tüm dünyayı artık avucunun içine alması, fotoğrafçılara bambaşka olanaklar sunuyor.

Batıʼda fotoğrafa yaklaşım çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Daha doğrusu sanat piyasasının kuralları tamamen kapitalist çarklara uydurulmuş, o sistem içinde arzulanan görüntüler içeren işlere kapılar açılmış durumda. Galeriler ve yayınevleri bu yeni istek sistemine göre tavır alıyorlar ve o doğrultudaki işlere yol veriyorlar.

Dünyanın halini önümüze döken çalışmalar artık bu simsarlar tarafından pek para eder sayılmıyor, yani “pazar metası” olarak görülmüyor. Avrupaʼda sınırlı sayıda özerk kuruluş, bahsettiğimiz nitelikli işlere güçleri yettiğince destek verebiliyorlar izlediğim kadarıyla.

Ancak, sanal ortam bu noktada tüm sanat çalışanlarının önüne sonsuz olanaklar açıyor gerçekten. Önceki kuşaklara göre, yeni gelen kuşak burada gözlerini açtı ve dünyada olup biteni bu dijital platformlardan izliyor.

Benim kişisel yaklaşımım, hiçbir zaman yayınevlerinin ya da galerilerin kapısını aşındırmamaktan yana oldu. Bu, benim yıllar öncesinden aldığım bağımsız bir kararımdı ve halen de aynı kararımda devam ediyorum çalışmaya.

Elbette, gelen bir çağrı olursa bunu değerlendirmeyeceğim anlamına gelmemekle beraber, sergi açmak, albüm yayınlamak için kapı kapı dolaşmamaktan yanayım. Az önce de söylediğim gibi, internet ortamı işleri insanlara göstermek için sonsuz fırsatlar sunuyor ve onlarla insanlara ulaşmak beni mutlu ediyor.

Buradan aklımıza Facebook, Instagram gibi artık iyice çamura dönmüş platformlarda at koşturmak gelmesin. İnkâr etmemek gerekir, bir dönem ben de bu platformlarda bulundum. Ama buraların bir hayrının olmadığını görerek çekildim, artık yokum o platformlarda.

Kendi iki ayrı hesabımdan, yaptığım işleri paylaşıyorum. Bir tanesi, yılda birkaç kez düzenlenen (www.husnuatasoy.com) sayfamdır. Bir de sürekli güncellediğim ve daha sıklıkla yayın yaptığım “www.hsnatasoy.blogspot.com” adresli blogum var. Burada yayın yapmak beni yeterince doyuruyor.

HALKWEB – AMSTERDAM

Kaynak: www.kültür.eu

 

Popüler Haberler

Almanya o raporu rafta mı unuttu? Salgında 7,5 milyon kişi ölebilir

Ortalıkta sayısız koronavirüs salgınıyla ilgili komplo teorisi ve senaryolar dolaşsa da, Almanya’nın bundan sekiz yıl önce hazırlattığı “Sivil Halkı Korumada Risk Analiz Raporu“ aslında hedefi en iyi tutturan senaryo olmuş. O rapor rafta unutulmuş olabilir mi? Almanya günümüzde yani 2020‘deki küresel salgınla ilgili şaşılacak derecede, bire bir benzeyen bir rapor hazırlamasına karşılık gereken tüm tedbirleri de beraberinde almış mı gerçekten?

Deniz bitti: AKP’nin gözü, yurtdışındaki Türklerin emekliliğinde

AKP hükümeti tarafından Meclis’e sunulan “Yeni Ekonomi Paketi” yurtdışı Türklerinin emeklilik hakları ile ilgili olumsuz düzenlemeleri de beraberinde getiriyor. Söz konusu paketle AKP, SSK borçlanmasının kaldırılmasını da teklif etti.

Müzisyen Suavi Almanya’dan uyardı: “Alevileri tuzağa düşüremezsiniz!”

Tanınmış sanatçı Suavi, Almanya'daki konseri sonrasında Alevilere yönelik yeni oyunlar hakkında değerlendirmelerde bulundu. 

Koşu proteziyle bir mitoloji kahramanı: Ali Laçin’in öyküsü

Uluslararası alanda da başarısıyla gündeme gelen engelli sporcumuz Ali Laçin, umut dolu bir resim çizdi. Laçin, “Engellerle karşılaşınca ayağa kalkmak ve zorluklara göğüs germek gerekiyor. Her şeyden önce ilk adımı atmak çok önemli” diye konuştu.

Ürküten korona senaryolarının ardı arkası kesilmiyor: “Anarşi çıkabilir”

Şimdi de Alman İçişleri Bakanlığı’na ait korona virüsüyle ilgili çok gizli bir belge basına sızdı. Tam üç senaryo üzerinde durulan rapora göre kısmi sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamaların uzaması ekonominin ağır darbe almasına, dolayısıyla anarşiye yol açabilir.

Tüm Haberler

Ürküten korona senaryolarının ardı arkası kesilmiyor: “Anarşi çıkabilir”

Şimdi de Alman İçişleri Bakanlığı’na ait korona virüsüyle ilgili çok gizli bir belge basına sızdı. Tam üç senaryo üzerinde durulan rapora göre kısmi sokağa çıkma yasakları ve kısıtlamaların uzaması ekonominin ağır darbe almasına, dolayısıyla anarşiye yol açabilir.
dd

25’inci yılda kötü şaka: Nürnberg Film Festivali ertelendi

Avrupa'da Türk sinemasıyla ilgili festivallerin en gelişkini olarak tanımlanan Nürnberg Film Festivali, “koronavirüs” salgını nedeniyle alınan önlemler çerçevesinde bu tarihsel etkinliği ertelemek zorunda kaldı.
dd

Almanya o raporu rafta mı unuttu? Salgında 7,5 milyon kişi ölebilir

Ortalıkta sayısız koronavirüs salgınıyla ilgili komplo teorisi ve senaryolar dolaşsa da, Almanya’nın bundan sekiz yıl önce hazırlattığı “Sivil Halkı Korumada Risk Analiz Raporu“ aslında hedefi en iyi tutturan senaryo olmuş. O rapor rafta unutulmuş olabilir mi? Almanya günümüzde yani 2020‘deki küresel salgınla ilgili şaşılacak derecede, bire bir benzeyen bir rapor hazırlamasına karşılık gereken tüm tedbirleri de beraberinde almış mı gerçekten?
dd

Sucuk üretiminde sular durulmuyor: İşyeri işçi temsilcisi işten atılmakla tehdit ediliyor

Merkezi Federal Almanya’nın Köln kentinde bulunan ülkenin en köklü Türk et ve sucuk üreticisi Egetürk’te işçilerin toplu iş sözleşmeleri için hak aramalarıyla başlayan gerginlik tırmanmaya devam ediyor.
dd

Yeni Vatan: Viyana’nın Türkçe gazetesinden “koronavirüs özel sayısı”

Bu yıl 20 yaşını geride bırakan Viyana'nın en etkili Türkçe yerel gazetesi Yeni Vatan, mart ayı sayısını “koronavirüs” ile mücadeleye ayırdı.
dd

Berlin’de Barışlar için eyleme Afrikalı ve Kanadalı gazeteciler de destek verdi

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) tutuklu ve gözaltındaki gazeteciler için Berlin’deki Brandenburger Kapısı önünde bir eylem düzenledi. Gazetecilerin eylemine Kanadalılar ve Afrikalı gazeteciler de destek verdi.
dd

Endişe: Sanatçılar Almanya’da TRT’nin “koronavirüs” önlemine takıldı

Çin’in Wuhan şehrinden dünyaya yayılan ölümcül koronavirüs önlemlerinden TRT sanatçıları da etkilendi.
dd

Serbest bırakılmaları için Berlin’de eylem yapacaklar

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) tutuklu ve gözaltındaki gazeteciler için Berlin’deki Brandenburger Tor alanında eylem düzenliyor.
dd

DİDF ve Sidar Çarman: “Kadın mücadelesi insanlık mücadelesidir”

Almanya’da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla çok sayıda etkinlik gerçekleştirildi. Stuttgart kentindeki mitingte Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Stuttgart Teşkilatı adına konuşan sendikacı Sidar Çarman “Biz kadınların mücadelesi aslında bütün insanlığın mücadelesidir” dedi.
dd