Kültür Bol ödüllü tiyatrocu Tuğsal Moğul: “Almanya ‘ırkçı terör’ demekten kaçıyor”

Bol ödüllü tiyatrocu Tuğsal Moğul: “Almanya ‘ırkçı terör’ demekten kaçıyor”

Neonazilerin hedeflerine Alman siyasetçiler ve gazetecileri yerleştirmeleri ile birlikte gözler “NSU: Kurbanlar Arasında Almanlar da Vardı” adlı oyunun yazarı Tuğsal Moğul’a çevrildi.

Almanya’da 2000 – 2007 yılları arasında 8’i Türk biri Yunan biri Alman polisi olmak üzere 10 kişiyi katleden ırkçı terör hücresi NSU’nun işlediği cinayetler üzerindeki sis perdesi henüz kalkmadı.

Tam 5 yıl süren ve ülke tarihinin en kritik davalarından biri olan NSU davası sona erse de istihbarat birimleri ve  emniyet güçleri  ile bağlantıları açıklığa kavuşmadı ve tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.

Irkçı cinayetlerin arkasındaki, karanlıkta kalan güçler tam rahat nefes alıp arkalarına yaslanmaya hazırlanıyorlardı ki, beklenmedik bir infaz NSU cinayetlerini alıp gündemin en tepesine yeniden yerleştirdi. Kassel Bölge Valisi Walter Lübcke’yi katleden zanlının neonazi çevrelerle bağlantılarının ortaya çıkması kamuoyunda da büyük huzursuzluk yarattı.

Haziran ayında bir açıklama yapan Federal Alman Anayasayı Koruma Örgütü Başkanı Thomas Haldenwang, 12 bin 700 şiddete hazır aşırı sağcıya işaret etti. Ardından terör uzmanları, ırkçı terör ile ilgili alarm verdiler ve eylem hazırlığı içinde olduklarını duyurdular. Lübcke benzeri başka suikast olasılığını telaffuz ettiler.

Amadeu Antonio Vakfı ırkçı terör kurbanlarının sayısının 1990 yılından bu yana 193 olduğunu belirtti. Ülkede ırkçı şiddete, cinayetlere kayıtsız kalındığı yönünde tartışmalar kızışırken, aşırı sağcı motifli saldırı ve cinayetleri  Almanya bir türlü “ırkçı terör” olarak adlandıramadı.

Almanya’da NSU davasını yakından takip eden senarist, yönetmen ve oyuncu Tuğsal Moğul, 2015 yılında  “NSU: Kurbanların Arasında Almanlar da Vardı” adlı oyunu kaleme aldı. Oyun hem Türkiye’de hem de Almanya’da Türkçe ve Almanca sahnelendi.

Aynı zamanda anestezi uzmanı bir hekim olan Tuğsal Moğul’un kitapları Almanya’nın önde gelen yayınevlerinden Rowohlt tarafından yayımlandı.

50 yaşındaki Ayvalıklı sanatçı Tuğsal Moğul HALKWEB’in sorularını yanıtladı.

Almanya’nın “ırkçı terör” diyememe ısrarı, Almanya’da doğup büyümesine karşın sanat dünyasında dahi etnik köken vurgusuna tepkilerini ve Türkçeli topluma bakışını, Sezen Aksu şarkılarına duyduğu aşkı, elbette projelerini ve çok daha fazlasını bol ödüllü Tuğsal Moğul şöyle aktardı:

“YABANCI, ALMAN AYIRT ETMEDEN HEDEFE ALIYORLAR”

-Almanya toprakları üzerinde faşizm bir kez daha kendisine yer bulabilir mi? Ya da hangi noktaya kadar yeşerebilir?

TUĞSAL MOĞUL –II. Dünya Savaşı’nda on milyonlarca insan öldü. 6 milyon Yahudi öldürüldü. Böyle bir geçmiş kolay kolay unutulamaz ve göz ardı da edilemez. Ancak son yıllarda özellikle de 1990’larda ve 2000’li yıllardan itibaren boyutları her geçen gün ürkütücü hale gelen ırkçılıkla karşı karşıyayız. Bugün kurumsal ırkçılık tüm varlığı ile ortada. Burada doğup büyümüş olmanız, Almancayı Almanlardan da daha iyi konuşuyor olmanız, sanatla uğraşmanız, yüksek tahsilli olmanız, Almanya’da ne kadar yaşadığınızın önemi yok.

Artık hep bir tedirginlik söz konusu. Üstelik yabancı, Alman ayrımı yapmadan tehdit ve saldırıları artırıyorlar. Bu topraklardan yeniden faşizm çıkmaması gerekiyor. Doğuda durum daha da kötü. Bununla birlikte örneğin Dortmund’da da.

NSU davası vicdanlarda yara açtı ve tüm bağlantılar aydınlığa kavuşturulmadan tarihin karanlıklarına gömüldü. Bir dolu soru işareti var. Katillerin yalnız olduğu, ırkçı örgütlere bağlı olmadıkları iddia ediliyor.

“NSU DAVASINI AYLARCA YAKINDNA TAKİP ETTİM”

-Yazdığınız “NSU: Kurbanlar Arasında Almanlar da Vardı” adlı oyununuzla bundan dört yıl önce çok önemli bir mesaj verdiniz. Bugün ırkçı ölüm tehditlerinin hedefinde Alman siyasetçiler, gazeteciler var. Hatta Alman Vali Walter Lübcke’nin katil zanlısının tehlikeli neonazi gruplarıyla bağlantıları ortaya çıktı. Sizce Almanya neden ırkçı tehdide karşı kayıtsız kalıyor?

TUĞSAL MOĞUL –Bundan yıllar önce ırkçı cinayetlerin kurbanlarının büyük bir bölümünü Almanların oluşturduğunu okudum. Rügen’de Nazi Dokümantasyon Merkezi’nde bazı belgelerde bu bilgiye ulaşmıştım. Ardından Gregor Gysi’nin konuşmacı olduğu bir toplantıda ülkedeki ırkçılığın boyutlarıyla ilgili anlattıkları ciddi anlamda dikkatimi çekti. O günden sonra konuyu enine boyuna araştırmaya başladım. Münih’te 9 ay boyunca NSU davasını takip ettim. Sonra tüm bunları kağıda dökmeye karar verdim. Kurbanların mı yoksa katillerin mi hikâyesini anlatmalıyım, diye çok düşündüm. Kassel Valisi Walter Lübcke katledildi,Halit Yozgat’ın Kassel’da katledildiğini görüyoruz. Kassel’daki ırkçı infazda internet kafesinde istihbaratçının bulunması konunun rengini değiştiriyor.

“İŞİN UCU SONUNDA KENDİLERİNE DOKUNDU”

– Almanya’nın ırkçı şiddete kayıtsız kalmasının tartışıldığı şu günlerde, sizin verdiğiniz örneğe bakarsak, yöneticilerin aslında çok uzun zamandır tehlikenin boyutlarına gözlerini kapadığını söyleyebilir miyiz?

TUĞSAL MOĞUL –Bakın, o dönemdeki detaylı araştırmalarım sonrası “NSU: Kurbanlar Arasında Almanlar da Vardı” adlı oyunumu işte tüm bu bilgiler ışığında yazdım. Ancak çocukların bile anlayacağı bir üslupla kaleme aldım. Oyunda iki erkek ve bir kadın sürekli cinayetleri araştırıyorlar. Evet tüyler ürperten kayıtsızlık, ta o zaman beri mevcut.

Katledilenin adı Enver değil Hans ya da Peter olsaydı, katiller de Uwe, Beate değil Mustafa, Emine olsaydı bir kere bu dava bu kadar uzun sürmezdi. Köln’deki Keupstraße olayından sonra “Cinayetleri Türkler, Kürtler ya da mafya işledi” diye ithamda bulunuyorlardı. Irkçılar ise akıllarına bile gelmiyordu. Yanılmıyorsam daha sonra  yalnızca Türk medyası, mesela Hürriyet gazetesi, ırkçı bir saldırı ihtimali üzerinde durdu. Biz ise sürekli uyarıyorduk. Devlet o dönemde kendisine dönük bir saldırı göremedi. Ve bugün Walter Lübcke’nin infazı ile karşı karşıyalar. O bir Alman ve şimdi tepki gösteriyorlar. Daha yeni yeni “Etkili mücadeleye başlamamız gerekiyor!” diyorlar. Korkmaya başladılar. Çünkü işin ucu kendilerine dokundu.

Almanya’da NSU davasını yakından takip eden senarist, yönetmen ve oyuncu Tuğsal Moğul, 2015 yılında  “NSU: Kurbanların Arasında Almanlar da Vardı” adlı oyunu kaleme aldı (Foto Kumbaracı50/Istanbul)

“DAVAYI TİYATRO OYUNU İZLER GİBİ TAKİP ETTİM”

– Almanya ‘ırkçı şiddetten’ söz ediyor. Ancak ortada sistematik ve örgütlerin birbiriyle bağlantılı olduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Sizce ülkede ırkçı terörden söz edilebilir mi? Evetse Almanya ‘Irkçı terör’ demekten neden ısrarla kaçınıyor?

TUĞSAL MOĞUL –Almanya’da kesinlikle ırkçı terörden söz edilebilir. Ancak neden hâlâ “ırkçı terör” olarak telaffuz edilmediğini ise ben de bilemiyorum. Almanya’da geçmişte olanlar yüzünden belki de olayı bu şekilde görmek ya da adlandırmak istemiyorlar. Ancak başınızı kuma gömemezsiniz. Halil Yozgat öldürülürken olay yerinde Alman gizli servisinden ve NSU davasının kilit isimlerinden ajan Andreas Temme’nin orada bulunduğu ortada. Cinayeti  mutlaka görmesi gerekiyordu. Parantez açmak gerekirse Vali Walter Lübcke’nin katil zanlısı Stephan Ernst de, Temme’nin muhbiri Benjamin Gaertner’in arkadaşı çıktı. Devam edersek, o dönemde Hessen Eyalet Başbakanı Volker Bouffier de bunlara hak veriyor. Aylarca davayı takip ettim. Sanki dava değil de tiyatro izliyor gibiydim. Kurban yakınlarının avukatları iddiaların araştırılmasını talep ediyorlardı. Açıkçası vicdanlar rahat değil. Federal Savcılık “Sanığa ömür boyu verdik, daha neden rahatlayamadılar” diye sorabiliyor.

İşte yazdığım NSU oyununu Türkiye’de sahnelediğimizde tüm bu olanlara kimse inanamadı. Türkiye’deki seyirciler de şaşırdı. İşin bir diğer acı tarafı ise kendi vatandaşları Almanya’da ırkçılar katledilirken Türkiye’dekiler duymamışlar bile. Türk hükümeti yalnızca Almanya’da, Avrupa’da yaşayan Türk-Kürt halkına bu cinayetleri ön haber olarak gösterdi.

“IRKÇI CİNAYET KURBANALRININ ADININ YAZDIĞI BANKLARI PARÇALADILAR”

– Irkçı tehdidi bire bir yaşadınız mı?

TUĞSAL MOĞUL – Ne yazık ki evet. Ben Almanya’da tek başıma Mecklenburg-Vorpommern ve Sachsen eyaletlerine gitmem. Oraya gidip asla izin yapamam.

Münster’de oyun sahnelerken korkmadık ama Zwickau’da itiraf etmeliyim ki, ciddi endişe duyduk. Orada bile katıldığımız tiyatro festivaline ırkçılar saldırdı. “Unendeckte Nachbarn” (Fark Edilmemiş Komşular) Festivali’nde 2017 yılında ise oyunumuzu rahatça sergileyemedik.  O sırada “kimlikçi hareket” olarak tanımlanan sağ popülist Pegida’nın gösterileri de vardı. Binanın camlarını kırdılar. Öğrenciler ırkçı cinayet kurbanlarının isimlerinin yazılı olduğu bankların hepsini parçaladılar. Ve bir daha da kurbanların anısına hazırlanan o banklar oraya konulamadı.

“TÜRKLER VE ALMANLAR NEDEN KENETLENEMİYOR?”

– Almanya’daki Türk toplumunun ırkçılıkla mücadeledeki yerini nasıl gözlemliyorsunuz?

TUĞSAL MOĞUL –Özellikle son dönemde cinayetler işlendiği zaman yabancı kökenliler de güçlü eylemler yaptılar. Ancak aralarında Alman antifaşist gruplar yoktu. Türk toplumu çok daha güçlü mücadele verebilir ve verebilmelidir. Çok da geride durmuyor aslında. Ancak Almanlarla birlikte hareket etmiyor. Bu nedenle hareketleri de etki yaratmıyor. Almanlarla Türkler ırkçılık karşıtı eylemlerde neden kenetlenemiyorlar? Neden ortak bir eylem yapamıyorlar?

TÜRKİYE – ALMANYA TİYATRO HATTI

– Siz Almanya’da bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni ve yazarı olarak toplumsal konularla ilgili bir duruş sergiliyorsunuz. Özellikle de aşırı sağ şiddete karşı kitaplarınız ve oyunlarınızla da Alman kamuoyu sizi yakından takip ediyor. Türkiye’deki meslektaşlarınızaburadan neler söylemek isterseniz?

TUĞSAL MOĞUL –Öncelikle bir konuda mutabık kalalım. Sanatçının sahnede her şeyi söylemeye hakkı vardır. Araştırmak, soruşturmak, soru sormak enstrümanıdır. Esas soramazsak o zaman sanat da yapmış olmayız. Sanatçılar arasında dayanışma çok önemli. Türkiye’deki meslektaşlarımın değerli mücadelesine büyük saygı duyuyorum.

Tuğsal Moğul 2013 yılında “Die deutsche Ayse” adlı yapıtının prömiyerini Tiyatro Münster’de gerçekleştirdi. (Foto: Jochen Quast)

Önümüzdeki günlerde  İstanbul’a gidip Almanya ile bir sanat, tiyatro köprüsü kurmak istiyorum, bağlantılar kurmak istiyorum. Türkiye’deki tiyatronun durumu ile ilgili duyduklarımız çok farklı. Türkiye’de inanılmaz oyunlar gördüm. Almanca kaleme aldığım “Alman Ayşe”yi Türkiye’deki seyirci için sahneye koymak istiyorum. Sanatçıların gelip oynayacağı karşılıklı festivaller organize etmek istiyorum.

Tarabya Kültür Akademisi’nden burs alıyorum. Kumbaracı50 ile işbirliği içinde olmak için Türkçe eserler de kaleme alacağım. Goethe Enstitüsü bazı oyunlarımı Türkçe’ye çevirdi. 3 ay İstanbul’da kalmayı planlıyorum.

“ETNİK KÖKEN VURGUSU RAHATSIZ EDİCİ”

– Türkiye kökenli bir sanatçı olarak mı anılmak yoksa sadece sanatçı olarak mı bahsedilmek sizi daha mutlu kılar? Örneğin sizi sunarken ne diyorlar, “Alman sanatçı” mı, “Türk asıllı” mı?

TUĞSAL MOĞUL –Kesinlikle rahatsız oluyorum. Aynı panelde Alman meslektaşımı takdim ederken “Alman” demiyorlar, etnik kökenine, milliyetine vurgu yapmıyorlar. Sıra bana gelince ille etnik kökenimin altı çiziliyor. Aslında farkında olmadan ayrımcılık yaptıklarını bir gün söylemek istiyorum. Filmlerde, dizilerde de bana ille de göçmen kökenli rolleri vermek istiyorlar. İlle de Mustafa, Ali, Mehmet’i oynamamı istiyorlar. Oysa ben  tıp okudum, bazı sahnelerde anestezi yapabilirim neden doktor rolünü canlandıramıyorum. Neden ille de katil, ya da ırkçı şiddet kurbanını oynamak zorundayım? Ben Beckum’luyum. Sanatçıyım ve doktorum. O kadar. Gerisi beni ilgilendirir. İşte benim oyunlarım bu konuları işliyor.

Hastalarım da sürekli soruyor “Nerelisin?” diye. Elbette Türklerde de var bu. “Hemşeri misin, memleket nere?” diye biz de sorarız. Ancak Türkler bunu sorarken ortak noktaları arıyor, Almanlar farklılıkları bulmak için soruyorlar.

“SEZEN AKSU’YU İSTANBUL’DAKİ OYUNUMA BEKLİYORUM”

– Sezen Aksu’ya adadığınız “Der kleine Spatz vom Bosporus” (Boğaziçi’nin Minik Serçesi) adlı müzikal oyununuzun hikayesini, merak edenler için anlatabilir misiniz?

TUĞSAL MOĞUL –Sezen Aksu şarkılarıyla müzikal dramatik bir çalışma hazırladık geçen yıl prömiyeri Münster’de yapıldı. Şimdi bu çalışmayı İstanbul’da sergilemeyi planlıyoruz. Hikâyesi ise dramatik ve gerçeklere dayanıyor.

Moğul, “Der kleine Spatz vom Bosporus” (Boğaziçi’nin Minik Serçesi) adlı müzikal oyununu İstanbul’da sahneye koymaya hazırlanıyor (Foto von Franziska von Schmelling

Duvar yıkılmadan önce Türk erkeklerinin önemli bir bölümü Berlin’de çifte hayatlar sürüyordu. Aileleri, eşleri ile Berlin’de birlikte yaşıyorlardı. Ancak duvarın öteki tarafına geçerek Alman sevgililer de ediniyorlardı. İşte Gudrun da bu şekilde hamile kalıyor. Selma doğuyor. Doğu Almanya’da yaşıyor. Selma’nın Türk babası gidip geliyor. Ancak bir gün Giresun’a Batı Almanya’daki ailesi ile birlikte kesin dönüş yapıyor. Selma ise babasız kalıyor. Sezen Aksu şarkılarını dinleyerek büyüyor. Türkçe öğreniyor. Duvar yıkılınca Kreuzberg’e gidiyor, babasını arıyor ama  bulamıyor. Bu sefer peşinden İstanbul’a gidiyor. Ama babasının Giresun’da olduğunu bilmiyor tabii. Sezen Aksu şarkılarına duyduğum tutku anneannem Emine Martı’dan geliyor. Çünkü o da Sezen şarkıları dinliyordu. Oyunu Türkiye’de sergilediğimizde Sezen Aksu’nun gelip izlemesini ise çok isterim.

 

TUĞSAL MOĞUL HAKKINDA

Tuğsal Moğul 1969 yılında Neubeckum/Westfalen’de doğdu. Oyuncu, rejisör, anestezist ve hekim olan Moğul Hannover, Lübeck ve Viyana Üniversitelerinde dokuz yıllık tıp eğitiminin yanı sıra Hannover Müzik, Tiyatro ve Medya Üniversitesi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Münster’de bir eğitim hastanesinde yarı zamanlı doktor olarak görev yapıyor, aynı zamanda yazar ve rejisör olarak da çalışmalarını sürdürüyor. “Halbstarke Halbgötter” adlı yapıtıyla 2011 yılında Heidelberger Stückemarkt’a davet edildi. Bu oyunda doktorlar söz alırken, “Somnia” adlı oyunda yoğun bakımda yatan hastalar, “Die Angehörigen” adlı oyunda ağır hastaların yakınları söz alıyor. Bu üçleme eser Operation adlı tiyatro topluluğu işbirliği ile ortaya çıktı.

Moğul 2013 yılında “Die deutsche Ayse” adlı yapıtının prömiyerini Tiyatro Münster’de gerçekleştirdi. Oyun 2014 NRW Tiyatro Günleri çerçevesinde birçok kez ödüllendirildi ve Nürnberg’deki Talking About Borders Festivali’ne, aynı zamanda Stuttgart’taki Made in Germany’ye ve pek çok etkinliğe davet edildi. 2015 yılında tamamlanan “Auch Deutsche unter den Opfern” adlı araştırma çalışması oyun, aynı yıl Berlin Tiyatro Yazarları Günleri’nden davet aldı. Yetkililerin NSU cinayetleri soruşturmasında başarısızlığa uğradığını ortaya koyan bu oyun Tübingen Oda Tiyatrosu tarafından Sapir Heller’in yönetmenliğinde yeniden sahnelendi ve Hamburg Özel Tiyatro Günleri’nde En iyi Çağdaş Drama kategorisinde 2016 Monica Bleibtreu Ödülü’ne layık görüldü.

Auch Deutsche unter den Opfern adlı oyun Eylül 2017 yılında WDR-Medyatek’de radyo tiyatrosu olarak yayınlandı. 2016 yılında Tuğsal Moğul’un Deutsche Konvertiten adlı oyununun prömiyeri Tiyatro Münster’de yapıldı. 2016 yılında Joke van Leeuwen yönetiminde Als mein Vater ein Busch wurde und ich meinen Namen verlor adlı eseri Münster Gençlik Tiyatrosu’nda sahnelendi. Sezen Aksu şarkılarıyla müzikal dramatik bir çalışma hazırladı. Bu çalışmanın prömiyeri Münster Pumpenhaus’da yapıldı.

Tuğsal Moğul’un diğer çalışmaları Berlin’de Ballhaus Naunynstrasse, Hannover’de Glocksee ve Stuttgart’ta Theaterhaus gibi tiyatrolarda sergileniyor. Theater Osnabrück’de 2016/17 sezonunda Anis Hamdoun’un “Die unbekannte Stadt” adlı eserinin prömiyerini Oskar Ensemble ile birlikte gerçekleştirdi.

Tuğsal Moğul Aralık 2017 ve Şubat 2018 tarihleri arasında Tarabya Kültür Akademisi’nin burslu sanatçısı olarak çalışmalarını İstanbul’da sürdürdü.

IŞIN TOYMAZ – STUTTGART

Popüler Haberler

Berlin desteğinin açığa çıkardığı soru: Alman kamuoyu Kaz Dağları’na neden ilgisiz? 

Kaz Dağları'ndaki çevre katliamına karşı gösteriler Almanya'daki Türk toplumunu da hareketlendirmeye başladı. Ancak, “çevre duyarlılığı” ile ünlü Alman kamuoyunda, bu doğa katliamının henüz gereğince yankılanmamış olması, yeni soru işaretlerine neden oluyor. 

Dünya devi Daimler: “Irkçılığa tahammül göstermeyeceğiz!”

Dünya otomotiv devi Daimler, Türk kökenli çalışana karşı ırkçılık yaptığı için işten çıkarılan iki kişiyi savunan aşırı sağcı sendikayı sert sözlerle eleştirdi. Daimler yönetimi, fabrikalarında ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına tahammül gösterilemeyeceğinin altını çizdi.

Fridays for Future eylemcileri HALKWEB’e konuştu: “Göçmen gençleri de eylemlere bekliyoruz“

İklimi korumaya yönelik önlemlerin artırılması içinküresel protestolara dönüşen “Fridays For Future“ (Gelecek İçin Cumalar) hareketinin Almanya'daki eylemcileri HALKWEB’e konuştu.

Alman uzmandan çok sert Kazdağları tepkisi: “Çifte ahlaksızlık“

Ormancılık uzmanı Peter Wohlleben, Alamos Gold’un Kazdağları’ndaki altın madeni projesinde, alternatifi olmasına karşın AB’de yasaklı siyanürün kullanılacak olmasını “çifte ahlaksızlık” olarak nitelendirdi.

Gerilim artıyor: “Peki bu çocuk Almancayı nerede öğrenecek?”

İlkokula gidebilmek için Almanca bilmenin önkoşul haline getirilmesini isteyen Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) milletvekili Carsten Linnemann’a Almanya Türk Toplumu’ndan da sert bir eleştiri geldi.

Tüm Haberler

Berlin desteğinin açığa çıkardığı soru: Alman kamuoyu Kaz Dağları’na neden ilgisiz? 

Kaz Dağları'ndaki çevre katliamına karşı gösteriler Almanya'daki Türk toplumunu da hareketlendirmeye başladı. Ancak, “çevre duyarlılığı” ile ünlü Alman kamuoyunda, bu doğa katliamının henüz gereğince yankılanmamış olması, yeni soru işaretlerine neden oluyor. 
dd

Dünya devi Daimler: “Irkçılığa tahammül göstermeyeceğiz!”

Dünya otomotiv devi Daimler, Türk kökenli çalışana karşı ırkçılık yaptığı için işten çıkarılan iki kişiyi savunan aşırı sağcı sendikayı sert sözlerle eleştirdi. Daimler yönetimi, fabrikalarında ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına tahammül gösterilemeyeceğinin altını çizdi.
dd

Fridays for Future eylemcileri HALKWEB’e konuştu: “Göçmen gençleri de eylemlere bekliyoruz“

İklimi korumaya yönelik önlemlerin artırılması içinküresel protestolara dönüşen “Fridays For Future“ (Gelecek İçin Cumalar) hareketinin Almanya'daki eylemcileri HALKWEB’e konuştu.
dd

Alman uzmandan çok sert Kazdağları tepkisi: “Çifte ahlaksızlık“

Ormancılık uzmanı Peter Wohlleben, Alamos Gold’un Kazdağları’ndaki altın madeni projesinde, alternatifi olmasına karşın AB’de yasaklı siyanürün kullanılacak olmasını “çifte ahlaksızlık” olarak nitelendirdi.
dd

Gerilim artıyor: “Peki bu çocuk Almancayı nerede öğrenecek?”

İlkokula gidebilmek için Almanca bilmenin önkoşul haline getirilmesini isteyen Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) milletvekili Carsten Linnemann’a Almanya Türk Toplumu’ndan da sert bir eleştiri geldi.
dd

Ceylan Ertem Almanya’ya geliyor

Türkiye'deki alternatif pop ve rock sahnesinin en başarılı kadın yorumcularından biri olan Ceylan Ertem, uzun bir ayrılığın ardından Avrupa turnesine hazırlanıyor. İlk konser 16 Kasım'da Stuttgart'ta.
dd

Burka gündemden düşmüyor: Almanya’da “kara çarşafa yasak” hazırlıkları

Federal Almanya'da yapılan bir ankete göre halkın çoğunluğu, Hollanda'daki gibi bir burka yasağını destekliyor.
dd

Tehlikeli süreç: Sağ popülist AfD, Almanya’nın doğusunda en güçlü parti

Bir kamuoyu araştırması Almanya’nın doğusundaki eyaletlerde seçimler yaklaşırken, bölgede sağ popülist AfD’nin birinci parti haline geldiğini ortaya koydu.
dd

Yeşiller, Hıristiyan Demokratları yakaladı: Almanya’da “yeni büyük koalisyon” mu?  

Almanya'da inanılmaz şeyler oluyor. Yeşiller Partisi'nin bugün seçim yapılsa sandıktan birinci parti olarak çıkma ve başbakanlık görevini üstlenme şansı büyük. Sosyal demokrasinin erimesi durdurulamıyor. Yeşiller, artık kitle partisi. 
dd